25 Kasım 2007 Pazar

SAYRI

karnını deştim zebellahın
parçalanmış kursağından dumanlar tüterken
elimde kabzası kınsız kılıcımın
kelimeler damladı çizmelerime
lekelendim değdiğim yerlerimden

ellerime bulaşan kelimeler
kollarıma hücum ettiler
bataklık gibi çürüdü kondukları yer
şirpençe çıbanlar yaktılar omuzlarımda

yağlı yanan urganda çırıl çıplak
bir bakırcı dükkanın karşısında
yağmurla beraber damındım toprağa
bir zerre şebnem olsamda ayaklarımın dibinde
acır boynumdaki alev artığı ip izi

n'etsem n'eylesem zait gayrı
ferman padişahındı uyarına bir çınar kondurdum
yas tuttum dibinde kendi cesedimin
deşildim nallarıyla kardeşlerimin

Mağaramda yankılanıyor bir atın kişnemesi
gölgelerim rahatsız meşalenin oynak alevinden
ganimet peşinde bir kendini bilmez oğlan
gözleri zalim, yatağanını çekmiş, yaman!
kesti böğrümü gölgelere gömdü gözlerimi

Kendime uyandım bir seher vakti
horasanda bir garip kuş ötüyordu
sıska bir söğüt altında
ince zeytin danesi yedim
parlar omzumda bir uzun şelpe
güneş gölgemi arkama verdi
düştüm önüne gölgemin.
önümde anadolu
ince bir sis çizgisinin üzerinde
yavaş yavaş gözlerime doğru kararıyordu
Güneş ad değiştirmek üzereydi, kaçıyordu...
yarın dedim...
yarın...

(mö:?? - ms: ??)

19 Ekim 2007 Cuma

Contradictum ergo sum

varlık yoklukla çelişir
ışık karanlıkla...
varlık yoklukta anlam bulur
ışık karanlıkta

zaman hep kendine gider
bir türlü varamaz..
insan hep kendiyle çelişir
yoksa insan olamaz..

birey toplumla çelişir
toplum bireyle..
ama birey oluşturur toplumu
bunu her ikiside bilir ama bilmemezlikten gelir
bu da yine bir çelişkisidir insanın.
çelişki var eder bizi bana, beni bize

hani rendekar demişti kendi dilinde
"cogito ergo sum" : "düşünüyorum o halde varım..."
o zaman altına bir ekleme yapalım gitsin
"contradictum ergo sum" : "çelişiyorum o halde varım"

Artık çelişkilerimi seviyorum...

Küresel Usanma


Yağmur yağacaktı bu sabah ama bulutlar yüklü değil. Bulutlar döllenmemiş.

Bulutlar sıra ile geçiyorlar tepemden aşağı hiç bakmıyorlar bile… Hovarda bir haller uğramış bunlara. Hay şu prezervatifi icat pezevengin Allah belasını versin.

Bulutları aşım etmek kimin işi sahi? Kim hamile bırakacak buncağızlarımı ?
Felaket tozlanmışım, yarım yarım çatlamışım, çatlak çatlak yarılmışım. Felaketi tozlamışım, yani birazcık yağmur çok mu olur… Japonya’yı sel basmış. Bu bulutları aşım eden herifçioğlu çekik gözlülere mi düşkün yoksa. Biraz bu taraflara uğrasa hiç fena olmaz.

Yazın sıcağında, nezlemidir, grip midir nedir bilmem, bir aksırık bir tıksırık bir burun akıntısı geniz kaşıntısı, usandım mendil eskitmekten.

Usandım yağmursuzluktan, namussuzluktan, duydum vurmazlıktan,Vurdum öyleyse varım’lardan. Voliyi katleden şerefsizliklerden, Rakamları yok eden hortumlardan. Japonya’ya yağan yağmurlardan. Usandım burnumdan akan mukustan…

Japon kızları gayetle güzel
Etekleri de gayetle kısa
Ah ne uzun olurdu ömür
Japonya biraz yakın olsa da NAZIMsasam, HİKMETlensem

Değimliyim yoksa yerin yüzünde, yoksa yerin kulağı damı var dı? Elması da var Elmas’ı da var. Olsa da yesek yahu.

Beynimdeki sesleri us sandım, sandım ama yanıldım. Küresel küresel düşündüm, küresel küresel küçüldüm. Küresel küresel usandım. KÜRESEL USANDIM!

Sandım, sanrım, salkım, alkım, aklım…

Yok yok öyle değil…

ZAMAN


tik.. tak.. tik.. tak.. tik...
tiktak tiktak tiktak tiktak...
tiktaktik tiktaktik tiktaktik...
didaktik didaktik didaktik...

zamanın didaktik ironisinde
tek şey vardır çözünemeyen
o da kendisidir zaman'ın...

tik tak tik tak tik tak...

4 Ekim 2007 Perşembe



"Bitmek nedir ?

Ve bittiler başlıyor,
bittilerle başlayarak,
bitli bitli kaşınıyor, kaşınıyor...

Bahar nedir ?

hemen yanında biter aşıklar birbirinin
çiçekler hemen biter yanında aşıkların
bahar kaşıntısıdırdır, bitmekte olanların,
sonra kuzular doğar o çiçekleri yer,
kuzular büyür aşıklar birbirini yer,
yada aşıklar kuzuları yerler, iştahla semirirler...
döngülerin döngüsüdür zaman
yeşil önce sarı olur sonra kırmızı
sonra kırmızı, sarı olur daha sonra sarı, yeşil...
kırmızıda dur
sarı da hazır ol
yeşil de geç.
bitmek bitmekten bitkin düşmez.
yada başlamamış hiç bir şey bitmez."
diye düşündü kahin, sigarasının bitmiş olduğu fikrine kendini alıştırmak istedi.
Sonra kafası karıştı, sonra elindeki kaşıkla neo geldi, "aslında bu kaşık yok biliyormusun" dedi, çocuksu gözleri vardı.
Bilgiç bir edayla; "biliyorum, bilmediğini, seni bilmezsem, kaşığıda kendini bilemeyeceğini" dedi.
sonra ekledi: "yada..."
sonra sustu, sonra uzaklara baktı, ilerde matriks göz kırpan ışıklarıyla deviniyordu....
Bir yerlerde bir terslik vardı....


Sanrıların egretilemesi yada eğretilemerin sanrısı

gecenin gözleri karanlık karanlık bakıyordu adama
ve sarı boyalı duvar sokak lambasının sırtına dayanmıştı
duvarın kenarında kirli paçaları ile kahverengi bir kapı bekliyordu adamı
hep beklemişti...
adam kapıya açıldı,
dışarıdan çıktı adam

içeride çocuklar uçuyordu havada
isteksiz bir devinimle tüy gibi yavaşça
gözleri inanmadı adama
suratı çarpıldı gözleri çatladı
çocuklar düştü
yer çocuklara çarptı
kırıldılar
gevrek bisküviler gibi parçalandılar

adam ellerine başını saklamış,
dizleri kafasına kadar eğilmişti
sonra sessizlik çınlamaya başladı
ayakları kalktı adama
duvarlar kocaman delikleri çevreliyordu
çıldırmak dedikleri bu mu acaba diye sordu kendine ?
hiç kimse cevap vermedi...