karnını deştim zebellahın
parçalanmış kursağından dumanlar tüterken
elimde kabzası kınsız kılıcımın
kelimeler damladı çizmelerime
lekelendim değdiğim yerlerimden
ellerime bulaşan kelimeler
kollarıma hücum ettiler
bataklık gibi çürüdü kondukları yer
şirpençe çıbanlar yaktılar omuzlarımda
yağlı yanan urganda çırıl çıplak
bir bakırcı dükkanın karşısında
yağmurla beraber damındım toprağa
bir zerre şebnem olsamda ayaklarımın dibinde
acır boynumdaki alev artığı ip izi
n'etsem n'eylesem zait gayrı
ferman padişahındı uyarına bir çınar kondurdum
yas tuttum dibinde kendi cesedimin
deşildim nallarıyla kardeşlerimin
Mağaramda yankılanıyor bir atın kişnemesi
gölgelerim rahatsız meşalenin oynak alevinden
ganimet peşinde bir kendini bilmez oğlan
gözleri zalim, yatağanını çekmiş, yaman!
kesti böğrümü gölgelere gömdü gözlerimi
Kendime uyandım bir seher vakti
horasanda bir garip kuş ötüyordu
sıska bir söğüt altında
ince zeytin danesi yedim
parlar omzumda bir uzun şelpe
güneş gölgemi arkama verdi
düştüm önüne gölgemin.
önümde anadolu
ince bir sis çizgisinin üzerinde
yavaş yavaş gözlerime doğru kararıyordu
Güneş ad değiştirmek üzereydi, kaçıyordu...
yarın dedim...
yarın...
(mö:?? - ms: ??)

1 yorum:
Yorum Gönder